19/3/2009 ·
Artık biliyorum sende ben kalmadığını. Artık biliyorum, senin bir yanı cehennem nazarını.
Senin ona yazdıklarını okudum bugün. O zamana kadar hep içimde bir belki taşıyordum. Onca emek verilmiş bir dostlukta bir belki bile önemli insan için. Sonra, dayanamadı, yazdıklarını bana gönderdi. Seni anlamıyorum ve bunun için şanslı olduğumu biliyorum. Sana düşündüklerin için kızmıyorum. Bunu başkalarıyla paylaşabilmene… Neyse, bu acı ve bu öfke de bana ders olsun. Oysa (bir kişi hariç) bu bütün bildiklerimden ari dünya, bu sayfa sana adanmıştı. Ben kendime her dönüşümü senin için yapmıştım. Sana sakladıklarım vardı burada. Çok acıttın beni, çok incittin. Bunun da üstesinden gelirsem kolay örselenmeyecek yüreğim bir daha. Allah şahit ki ve şahit ki Allah sana ait hiçbir satır düşmeyecek buraya bir daha!
Yorum (4) Yorum yaz!
27/2/2009 ·
“Yüreğimdeki tüm sesler sustuğunda…Yüreğimde sen’ler sustuğunda…Yüreğim sustuğunda… Seninle konuşacak, sana anlatacak çok şey olacak sevgili. Şimdi mazur gör kapılarımın sana açılmayışını. Ki gönül kapısının ardındaki seni görsen, tanımazsın ihtimal…Yoklukta varolmalar değil de varken yok olmalar daha sancılı sanki. Keşke yüreğime yazılana yüreğimi yazabilecek olsaydım. Artık ne müdahil ne müştekiyim bu aşk/t/a. Yalnız yürüyorum kimseye ilişmeden, kimseye görünmeden ve hergün seni bir parça daha yitirdiğim yollarda…”
/herkesin bir öyküsü vardı. herkesin avuç içine işlenmiş izler kadar ona ait yarası. belki de geride kalan hiçbir şey bu kadar kendinden, bu kadar kendinin olmadığından nasıl da sahip çıkardı insan yaralarına…hatta tüm şikayetlerine rağmen iyileşsin istemezdi bazen. ya da özlerdi ince sızılarını. bir de bazıları kronikti sanki. ne zaman çarpsa insan bir duvara yeniden kanardı. ama çoğuna sevda, bu dünyada sığınılacak bir limandı…/
Eski bir dost vardı. Tac Mahal’e hayrandı. Daha doğrusu Şah Cihan’ın kapatıldığı hücrenin penceresinden gözlerini ayırmadan ölünceye kadar bu abideyi seyretmesine, seyredebilmesine… Bunca sevebilmesine…Bir sevda, ruhsuz bir mermer yığınına belki de kıyamete kadar sürecek böyle bir hüznü ve güzelliği işleyebiliyordu demek. Gerçekten de güzel bir hüzündü Tac Mahalin suretindeki. Ama, neden aşka biçilen tüm bedeller bir kedere uğrardı? Ve ızdırap nasıl olurdu da kalbe bu kadar yakışırdı? Elbet bedel mütemmim cüzü idi hayatın. Elbet büyük aşklar büyük bedeller öderdi. Ama neden ayrılık çizilirdi gözlerine sevenin? Gerçekten de kavuşmalar öldürür müydü /mecazi/aşkı? Ya şu muhayyel sevgililer? Sadece kalbe göre şekillendiğinden ve tahayyül edilişinden miydi bu kadar ağrılı, içten, masum, çocuksu, güzel, hüzünlü ve yangın ve hazan sarısı ve lal düşmeleri satıra?
/hayatta herkesin bir öyküsü vardı. ve bir zeliha susuşu düşmediğinden gönle şükretmek lazımdı.../
Yorum (1) Yorum yaz!
17/2/2009 ·



herkes cürmünce yanar. önemli olan ışık olabilmek belki de...ve sen ömrümün ışığı, kendini tüketiyorsun başkalarına yol olmak için.keşke bu kadar iyi olmasan...
Yorum (yok) Yorum yaz!
3/2/2009 ·
Usta, bana en demli yalanlardan getir, yürek kanı kıvamında olsun. Sonra bilmediğim bir öyküyle karıştır tiz sesler içinde. Sana sipariş ettiğim isyanları da dağıt gitsin. Son iç yangınımı az önce söndürüp kirli bir tablada, artık asi tutuşmalarımı bıraktım. Gerçi tiryakinin sözüne güven olmaz ama…Bakarsın bir efkarda daha yakar gönlümü, dumanını ciğerlerime çekerim. Yahut, sen iyisimi hesabı gönder bana! Yoksa, böyle dumanı üstünde koyu bir riya, tek başına geçmez boğazımdan. Dayanamam, bir liman daha yakarım kendimden. Ve gidecek çok yerim kalmadı artık, biliyorsun.
Usta, ne yaptığını bilen bir şair gibi yaşamak istediğini söylerdin hep. Bense hayatı anlatan bir şiir olmak isterdim kaleminde. Çünkü bilirdim kelimeleri şefkatle ve sapasağlam ördüğünü. Oysa, demiştin ki, “Çok kolay vazgeçiyorsun her şeyden. Bazen hayatla incecik ipeklerden bağın var sanıyor ve kaygılanıyorum.”. İşte bu yüzden yeniden yaz isterdim beni ve sıkıca bağla hayata.
Bu arada, ben konuşmayı unutmadım da, fısıldamayı öğrendim Usta. Ondan çok duymayışın beni. Artık yazmayı da bırakmalı sanırım. Ne vakit elime alsam, kağıt sırlı bir cam parçasına dönüşüyor elimde. Bir yandan kendimle yüzleşiyorum, bir yandan kesiliyor parmaklarım; canım yanıyor. Biliyorum, içimde biriktikçe kelimelerim, damlamazsa mürekkeple, gün gelip benden taşacak. Boşver be Usta! dedim ya, ben fısıldamayı da öğrendim. Bu nöbeti de atlatırız vukuatsız.
Üstelik kelimeler, sahip tanımıyor/ ne acı…/. İster içten, ister hoyratça olsun her çağrıya koşuyor sözcükler. Sonunda kimileri benim gibi savurganlık ediyor ve parçalıyor anlamları. Kimi senin kadar bağrına basıyor kullandığı her cümleyi. Ve ne zaman karşıma çıksa onurlu kaşaneler gibi heybetli sözler, sana mı ait, çözebiliyorum artık. Çünkü gönlünün değdiği kelam senden izler taşıyor sol yanında. Ve sana her gelişim gül çağına rastlıyor sanki; avuçlarıma siniyor o hürriyet ve huzur kokusu…Ama Usta, her korktuğum gibi bu da oldu, biliyorsun. Kelimelerin sahipsizliği, sahiplendiğin kelimelerin umarsızca senden alınışına ses çıkartamamayı doğuruyor. Yine çağırdığında doğru kelimenin gelmeyişi de başka hezeyan. Bak işte, ben ne anlatıyordum, neye döndü satırlar. Kendi bencilliğini bile rahat rahat gizleyemiyor insan. Oysa ben kendimi ele vermelerden yoruldum. Açık kapılar bırakmaktan da. Hayır, istemediklerimin gelmeleri değil de kendimden firarlarım beni kızdıran. Sahi,ruhunda benim kadar çok kaçak benlikler taşıyan kaç kişi vardır ki?Kaç kişi mültecidir kendi hayatında?Kaç kişi yazboz tahtasına çevirmiştir avuç içi çizgilerini?
Neyse, bu muhabbet uzar böyle giderse. Sen hesabı getir de, satır arasında kalmasın borcum. Ve bana sadece benim olacak sözler büyüt ellerinde. Kaleminde yeni baştan yazılmış bir şiir olamasam da, birgün, bir şiirin kıyısına sakla adımı; ben seni izlerinden bulurum….
Yorum (1) Yorum yaz!
3/2/2009 ·
biliyorum, içinde bir yerde benden birşeyler saklıyorsun. tümden izleri silinseydi dostluğumuzun, bu kadar canlı kalmazdı acın ve bu kadar tazelenmezdi her gün yokluğun. biliyorum, içinde bir yerde hala bana ait sözler var. sadece bana sakladığın ve gecenin bilinmezinde sayıkladığın...
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::